Ana içeriğe atla

Bölüm VI

Namevcut Bir Tanrının Çocukları

Evet sonunda geldik, Everestimizin zirvesine doğru bir hücuma hazırız: düşük tepkili Sociopath suratının arkasında yatan akıl. Loser ve Cluelesslerin dünyalarına ilahi bir esrarengizlik ile gözlerini diken bir surat. Kesinlikle uzun bir tırmanış oldu.

David Wallace’ın dirilişi ve Robert California’nın fazlaca hak edilmemiş bir yeryüzü cennetine, bir genç Doğu Avrupalı kadın haremine, yükselişi ile, The Office ekibi son sezonlarını hazırladılar, ve bize son ve en büyük meydan okumamızı sundular. Ve nihayet, bu meydan okumayla başa çıkmaya hazırız.

Robert California’nın ürkünç bir şekilde sabit bakışları altında, Jim tıkanır ve siner. Dwight korkmuş bir köpek gibi dayılanır, “Aklıma girmeye çalışmayı bırak!” Ama sonunda bu cesur Clueless ruh bile siner.

Ama siz ve ben bu engeli aşacağız. Bakışlarımızı kaçırabiliriz. Robert California ile, birbirimize gözlerimizi kaçırmadan bakma yarışını kaybedebiliriz. David Walalce’ın doğaüstü pozunu bozmayı başaramayabiliriz. Ama bunların ardında yatan aklı anlayabiliriz.

The Office bu hafta finale yaklaşırken, bizim bu küçük yan gösterimizde hala cevaplanmamış olan sorular, derinden bir şekilde tatmin etmeyici ve boş yollarla cevaplanacak.

Gervais Prensibi’nin finaline hoş geldiniz.

Boşluktan Gelen Güç

Titanların büyük, tiyatral dünyasında bir Sociopath düşer. Dunder-Mifflin artık Sabre’dir, bir zamanların yüce CFO’su David Wallace mağarasında sinsice beklemektedir, tıraşsız ve biraz sarhoş bir şekilde, ve karısının gitgide artan endişeli bakışları altında, kişisel bir cehenneme doğru dönerek inmektedir. Her zamanki olağandışı pozu geçici olarak kırılmıştır. Dışarıdaki dünyaya gözünde çılgın bir parıltıyla bakmaktadır.

Düşmüş ve rezil edilmiş bir halde, oğlunun çaldığı davulun çılgın vuruşlarında kendinden geçerken, Wallace evrene başkaldırşını haykırır:

“SUCK IT!”

Namevcut bir tanrıya öfkelenmek - yani cevap vermeyen, varlığı ile ilgili hiçbir kanıt sunmayan bir tanrıya öfkelenmek -  Sociopath hayatında sürekli görülen, varoluştan kıymık kadar bir anlam çıkarmak için yeni bir nafile çabanın başlangıcını işaretleyen liminal bir geçiş anını belirtir.
Wallace için “Suck It”, yalnızca bir çaresizlik ve başkaldırı haykırışı değildir. O aynı zamanda, kendisine insan dünyasının şerefini geri kazandıracak ürünün adıdır. Ve bu öyle bir üründür ki, fevkalade enayi olan Michael bile ilk duyduğunda bu fikre inanmaz.

Oldukça ismine uygun bir şekilde Suck It! bir vakumlu süpürgedir. Oncelikle bir oyuncak olarak kullanılmak üzere geliştirilen, sonrasında orduya milyonlar karşılığı satılan, ve Wallace’ın Dunder-Mifflin’i geri almasını sağlayan bir vakumlu süpürge. Boşluktan güç üreten, ahlakdışı bir alet.

Bu, eğer yeterince uzun süre hayatta kalırlarsa, Sociopathların hayatlarında nihai olarak yaptığı şeydir: artan içsel boşluktan ahlakdışı güç üretmek, kendilerini bir doğa kuvvetine dönüştürmek.

Bir yan etki olarak, Sociopathlar aynı zamanda, Loser ve Cluelesslerin hayatlarına anlam veren dinsellik tiyatrolarına (çeşitli seküler dinler dahil) yakıt olan geçici anlamlar üretirler. Bu anlam, eksiltme sayesinde, Loserler ve Cluelesslerin görmezden gelmeye meyilli oldukları karmaşıklıkları denklemden çıkartarak, geriye yaşamaları için daha basit, daha tatmin edici ve daha kolay kontrol edilir gerçeklikler bırakarak elde edilir.

Sociopath hikayeleri bittiğinde, devam etmekte olan Loser ve Clueless hikayeleri anlamdan yoksun kalırlar; gürültülü ve şiddetli ama hiçbir şeyi vurgulamayan. Sociopathlar dikkatlerini toptan başka hudutlara çevirdiklerinde, arkalarında bir süre daha işleyebilen bütün kargo kültleri bırakırlar. Son sezonunda The Office böyle bir dünyadır; başlıca Sociopath hikayeleri tamamlanır, ve Sociopathlığın sınırındaki Jim ve Darryl, Philadelphia’daki tam gelişmiş Sociopathlar ile flörtleşmektedir. Dizi dokuz senelik yolculuğunda hiç tepetaklak olmadı (tabi Pam ve Jim düğünü ile birlikte yaklaşmış olsa da). Sociopathlar yalnızca binayı terkettiler.

Aracısız Gerçeklikler Arayışı

Sociopathın yolculuğu özünde dini bir tatminsizlikle başlar. Sociopathın ilk defa hayattaki durumunu sorguladığı zaman uyanan bir tatminsizlik.

Bir taraftan, modern gerçekliğin, güçlü olanlar için şüphe uyandırıcı bir şekilde elverişli olduğunu görürler: bu, yaygın sosyal düzenin gerekli ve doğal bir düzen olduğunu biraz fazla açık bir şekilde açıklar.

Diğer bir taraftan, kendilerini katlanılmaz bir, düzenin içinde belirlenmiş eylemler ve sabit ödüllerle tanımlanmış güçsüz pozisyonları kabul etme beklentisi ile karşı karşıya bulurlar.

Ya yaygın gerçekliği rasyonalizasyon olarak kabul edip yok sayar ve daha derin anlamlar aramaya başlar, ya da beklentiye başkaldırıp kendi pozisyonlarının ötesinde bir gücü kovalamaya başlarlar. İki şekilde de, Sociopathlar önceden yazılmamış yolculuklarına, kendilerini o temel tatminsizlikten kurtarmak için başlarlar; gerçekliğin onlara sunulandan daha karmaşık olduğu hissinden. Önemli şeylerin gözden uzak, saklı tutulduğu ve bunun o önemli şeyleri koruma amaçlı yapılmadığı hissi.

Tam olarak neyi aradıklarından emin değillerdir, ama bildikleri şey, gerçeklik ile doğrudan, başka insanların aracılığı olmaksızın temasa geçmek istediklerinden. A Few Good Men’deki ünlü repliği biraz değiştirecek olursak, Sociopathlar sosyal gerçeklikler ile ilgili doğruyu ararlar çünkü onunla başa çıkabileceklerini düşünürler.

Sociopathlık, bizim The Office’ten çıkardığımız küçük kavramsal evrenimizde, diğer insanlara karşı nefret anlamına gelmez.  O, bahsedilen aracısız gerçeklikler arayışı ile ilgilidir. Ve bu süreçte yalnızca, nihai olarak diğer insanlar, Sociopath mentorlar da dahil olmak üzere, yolunda engel olabilirler.

Sociopathın, Cluelessin dini ihtiyaçlarına hizmet etmek için efsaneleşen hikayesi, bize “Kahramanın Hikayesi”ni verir. Loser dinselliğine hizmet etmek için başka şekilde efsaneleştiğinde, Sociopath, daha büyük, elle tutulamaz kuvvetlerin dini bir aracısı konumuna gelir, günahlar için af ve öngörülmez rahmet sunar.

Sociopathlar için aynı hikaye, kendi içinde yaşandığında, boşluğa doğru giden nihilist bir yolculuk, nihai anlamların muhtemelliği fikrinden giderek vazmeçmektir.

İlk vazgeçilen muhtemel anlam, ahlak anlamıdır.

Ahlaksızlığı Bulmak

The Office’te, ahlaksızlığın doğuşu anına hiç tanıklık etmedik. Karşımıza zaten ahlaksız bir durumda olan tamamen gelişmiş Sociopathlar çıktı.

Ama başka yerlerden örnekler bulunabilir.

Whiskey Priest’ın Yes, Minister bölümünde, Sociopath müsteşar Sir Humphrey Appleby, ve Clueless bakan Jim Hacker arasında geçen şu aydınlatıcı konuşmayı görüyoruz. Konuşma, Hacker’ın ahlak ile, ve Appleby’nin de pragmatizm ile yaklaştığı bir anlaşmazlık üzerinedir:
Argümanlarım onu kesinlikle hiç etkilememişti. “Sen ahlaki bir vakumsun Humphrey” şeklinde ona bildirdim.
“Eğer öyle diyorsanız öyledir, Bakanım.” Ve, nazik bir iltifat için bana teşekkür edercesine hürmetkar bir şekilde gülümsedi ve başını kaldırdı.


Tabi Hacker, kişisel politik maliyetleri net bir şekilde anladıktan sonra, kısa sürede yüksek ahlaki duruşundan vazgeçme ve Sir Humphrey’nin öne sürdüğü elverişli çare odaklı yolu takip etmeye ikna oldu.
Daha sonra, Hacker’ın özel sekreteri Bernard Wooley, Sir Humphrey’ye kendisinin de bir ahlaki vakuma dönüşebileceği endişesi ile geldiğinde, Sir Humphrey, Bernard’ı aydınlatmayı ve onun endişesini arzuya dönüştürmeyi başarır.  Aydınlanma anı, aynı zamanda Bernard’ın Loser şüphelerinden kurtulup, kendini adamış, en yüksek işe hızla yönelmiş bir Sociopatha dönüştüğü andır.
Ahlaksızlık yalnızca ilk adımdır. Yolculuk devam ettikçe, Sociopath, sosyal gerçekliklerin katmanlarını artan bir şekilde yırtar. Sociopathın yolculuğu, her biri daha sert bir sosyal düzene ve daha az insana hükmeden antik ve korkunç tanrılar dizisinde, tanrıların maskelerini çıkarta çıkarta ilerlemek olarak anlaşılabilir. İlk kayman yırtılıp, ahlak bir kenara atıldığında, daha derin katmanlarda, cömert evren fikri, ya da çaba ve ödül arasında tahmin edilebilir bir ilişki, gibi başka güven verici kesinlikler ortaya çıkar.
Her bir yeni katman çözüldüğünde, Sociopath geçici anlam yakalar, ama tatmin yaşamaz.
Ancak onları şaşırtan bir şekilde, açığa çıkardıkları tatmin edici olmayan anlamlarda, diğer insanlar üzerinde güç sahibi olmanın anahtarlarının yattığını fark ederler. Gerçekliğin aracılı tecrübelerini delip geçmek isterken, beklenmedik şekilde kendileri bu gerçekliklerin başkaları için aracısı haline gelirler. Aracılık kelimesinin en geniş anlamında aracılık pozisyonuna sahip olmuş olurlar. Loser ve Cluelessler onlara yalnızca kalp ameliyatı ya da araba tamiri gibi uzmanlık gerektiren şeylerde değil, kendi hayatlarındaki anlamlar üzerinde kontrol delege ederler.
Yani tanrıların maskelerini indirme arayışındayken, kendilerinin tanrıya dönüştüğünü fark ederler.
Konuştuklarında, ağızlarından dökülen kelimelerin ilahi otorite ile dolup taştığını fark ederler. Birileri onlara bir şey dediğinde, dua eder tonda bir dehşet işitirler. Cluelessler onlar gibi olmak, Loserler onlara boyun eğmek ister.
Cevap Veren Tanrılar
Clueless ve Loserlerin yaşadığı dinsellik tiyatrolarını anlamak için, genellikle Eleanor Roosevelt’e atfedilen bir söz ile başlamak faydalı olabilir.
Küçük akıllar insanları, orta akıllar olayları tartışır. Büyük akıllar ise fikirleri.
Teizm ve ateizm arasındaki ayrım, küçük akıllar ile orta akıllar arasındaki ayrımdır. Metafiziğinizi, tanrılar ve ilahi olaylar ekleyerek mitleştirip mitleştirmediğiniz konuyla alakasızdır.
Sociopathın büyük aklı için önemli olan ayrım, tanrıların cevap verip vermediğidir. İşte bü yüzden, dört yıl önce bu yazı dizisine başlarken, Sociopathları birbirinin yerine kullanılabilir şu iki sıfat ile niteledik: Darwinist/Protestan Etiği. Biri sözde ateist bir bakış açısı, diğeri ise teist bir bakış açısı. Ama iki bakış açısında da ilahi olan cevap vermez.
Onlara seslendiğimizde tanrıların cevap vermemesi, insanlık kadar eski bir kavrayıştır. Fakat bu gerçeğin bilinçli kabulü her zaman ender görülmüştür, ve aksine inanmak her zaman yaygın olmuştur. Bunun nedenin gerçekten anlayan ilk kişi William James’ti:
Religion, therefore, as I now ask you arbitrarily to take it, shall mean for us the feelings, acts, and experiences of individual men in their solitude, so far as they apprehend themselves to stand in relation to whatever they may consider the divine.

Sosyal gerçeklikler - insanlar ve olaylar - ile ilgili düşüncelerde olduğu gibi, Loser ve Cluelesslerin dinleri en nihayetinde mutluluk dinleridir. Cennet basitçe, sosyal düzenin  kutsal addedilen ve özelde yaşanılan bir parçasıdır. Yalnızken bile, aslında hiçbir zaman gerçek anlamda yalnız değillerdir, çünkü tam olarak gerçeklikle, Sociopathın kaçmak istediği, aracılı bir ilişki ararlar. Onlar yalnızken bile tanrıları onlarladır, ve onlarla seçilmiş özel anılar aracılığıyla rahatlatıcı bir tonda konuşurlar.
Yalnız kalmayı tecrübe edememe, James’in akıl sağlığını koruma dini dediği şeydir. Biz bunu, bir yüzyıl sonra, Loserlerin sosyal uyumluluğu ve Cluelesslerin çocuksu dünyadan-habersizliği olarak tanıyoruz. Önceki bölümlerde bunları detaylı bir şekilde ele aldık.
Bunun tersine, Sociopathların tanrıları, namevcut anlamlar ve seslerdir. Onlarınki gerçek anlamda yalnızlıktır. Onların dini, akıl sağlığını koruma dinlerinin tam tersidir. Çoğu zaman, onların dinleri nevrotik bir şekilde kendini yok etme tarifleridir fakat bir parça özgürlük şansı ile.
Sociopathlar, Loser ve Cluelesslerin onlara büyük bir istekle verdiği ilahi rolleri kabul ettiklerinde, kendilerini diğerlerinin gerçekliklerini yönetir konumda bulurlar. Fakat her şeye kadir bir ilahi figür pozisyonunu bir insan doldurduğunda, o insan en nihayetinde inanana ihanet edecektir.
Cluelesse ihanet ederkenki kilit nokta, onların kendilerini suçlamalarını sağlamaktır. Loserlerde ise kilit nokta onlarin birbirlerini suçlamalarını sağlamaktır. Her bir suç yönlendirme modeli, bize belirli bir dinsel tiyatro, ve Sociopatha da o tiyatroda belirli bir rol verir. Her bir model aynı zamanda Sociopatha belli bir tip aracılık pozisyonu sağlar.
Derecelendirilebilir Tanrı-Kahraman
Küçük akıllar insanları tartışır. Jamesci yalnızlıkta, Clueless aklı, idolleri hakkındaki düşüncelere dalar.
Cluelesslerin tanrıları, idealize edilmiş kurumlar ve sabit fikirli idollerdir. The Office’in belki de en iyi monoloğunda, Dwight masa tenisine karşı duyduğu derin tutkuyu açık eder ve bir panteon dolusu minör tanrının ismini sayar:

Benim bütün kahramanlarım masa tenisi oyuncularıdır. Zoran Primorac, Jan-Ove Waldner, Wang Tao, Jorg Rosskopf ve tabi ki Ashraf Helmy. Hatta duvarımda gerçek boyda bir Hugo Hoyama posteri vardır. Ve Pennsylvania’dan ilk ayrılışım, Andrzej Grubba’nın onur listesine giriş törenine katılmak içindi.
Dini duyguların dışa vurumu için derecelendirilebilir tanrıların isimlerini saymak oldukça derin ve ilkel bir dürtüdür. Dwight-vari bir sabit fikirli şevk ile isimleri saymak güldürücüdür. Tanrısız zamanımızda, bu dürtü, her türlü incelenmemiş sınıflandırmacı dürtüler şeklinde dışa vurulur. Olgun formunda, bu dürtü, tatmin edici tesbih ve ölçülü ilahi törenlerini yaratır.
Dwight’ın masa tenisi dinselliği ile dikkate değer olan şey, dinselliğin sahibinin ilahi gördüğü şeyden çok uzak fakat onunla benzer doğaya sahip olmasıdır. Jim’i yenecek kadar iyi olmasına karşın, profesyonel masa tenisini onun için mükemmel bir cennetsel diyar yapan şey, onun mümkün fakat neredeyse ulaşılmaz olmasıdır. Bu onun için çok fazla, fakat sınırlı ve sayılabilir sayıda basamak ötede bir noktadır. Onun kahramanları çok uzakta, fakat sayılabilir sayıda madalya ve derece ileridedir. Kahramanlarının kendileri, cennete çıkan bu merdivende yukarı sıralarda derecelendirilebilirler.
Cluelessler taklit edecekleri idoller ararlar. Onların tanrıları, onlar gibi olmak istedikleri ve gizliden gizliye onların hayatları ve hikayeleri hakkında düşünceye daldıkları kahramanlarıdırlar. Cluelesslerin cennetlerinin kuralları, Cluelesslerin Dünyalarının kurallarından temel olarak farklı değildir.
Sadece tanrılar sayıda sonlu ve sayılabilir değildir, Clueless dinindeki herşey ölçülebilirdir. Hiçbir şey elle tutulmaz değildir. Günahlar, kesilen puanlar şeklinde sayılabilirdirler. Ödül ve cezalar da sayılabilirdirler. Mesela Dwight bir ofis darbesine kalkıştığında, Michael onu bir aylığına çamaşırlarını yıkatarak cezalandırır.
Bu ölçülebilir dinde, yüksek rütbeli bir kahraman tanrı olarak hizmet vermek kolaydır. Sociopathlar yeteri ölçüde uzak durdukları ve cennete çıkarken kullandıkları asansörü sakladıkları takdirde, statüleri güvendedir. Onlar, doğrudan rekabete girmek için fazla yukarıda olarak algılanırlar. Başarısızlıklar bile onların ilahi görüntülerini sönükleştirmez. Tanrıalar başarısız olduğunda sadece birkaç derece aşağı düşerler, ve cennetteki sıralama biraz değişir.
Bu temelde çok masum, çocuksu bir dinselliktir. Ve geçtiğimiz sefer gördüğümüz üzere, tasarlanmış kurumlar, birincil olarak bu masumiyeti korumak üzerine varlıklarını sürdürürler. Bu masumiyet, ileride bir başarısızlık durumunda, yetersizlikleri ile suçlanarak kurban edilmek üzere korunurlar.
Sociopath ihanetleri, Cluelesslerin hayatındaki ender önceden yazılmamış otonomi anlarıdır. Ancak çoğu zaman bu anlardan faydalanamazlar. Bunun yerine, ya yanlış yönlendirilmiş bir onur ve sadakat ile yetersizlikleri ile ilgili cezayı kabul ederler, ya da etkisiz bir şekilde üzerilerine atılan suçtan kaçmaya çalışırlar. Bazen, Cluelessce bir intikam peşine düşerler. Michael’ın kendi kağıt şirketini kurması gibi.
Nadir durumlarda, ihanete karşı reaksiyon masumiyet kaybı olur, ve bu durum Sociopathın tamamen kontrol edebileceği bir durum değildir.
Eğer Sociopath şanslıysa, ihanete uğramış Clueless, aracısız gerçekliklere bir anlık bakış yakalar, başarıyla dehşeti bastırır, intikam gibi motivasyonları aşar, ve yeni bir ahlakdışı Sociopatha dönüşür. Potansiyel bir müttefik ya da rakip olur, ama her zaman yeni bir enerji kaynağı ve Sociopath dünyasındaki az bulunur yoldaşlık için hoş karşılanır. Bu çok nadirdir. Loserlikte biraz vakit geçirmeden, doğrudan Cluelessden-Sociopatha dönüşler oldukça ihtimalsizdir.
Eğer Sociopath daha az şanslıysa, ihanetin suçu var olan bir Loser grubuna yöneltilecektir, ve orada Clueless çerçevesinde işlenemeyecek genel bir içerleme ve hayal kırıklığı ile zararsızca etkisiz hale gelecektir. Bu durumda Clueless, Loserliğe terfi edebilir ve daha faydasız, görevini yerine getirip oyundan çıkmış bir piyon haline gelebilir.
Geçen sefer karşıolgusal Altın Bilet örneğinde gördüğümüz gibi, ikinci sonuç planlanabilir fakat planın tutması çok güvenilir olmaz. İlki planlanamaz bile. Aydınlanma her zaman teşvik edilebilir ama asla tasarlanamaz.
Çekişmeli Loser Maneviyatı
Küçük akıllar insanları tartışır, orta akıllar olayları. Jamesci yalnızlıkta, Loser akılları sonu gelmez bir şekilde, sosyal olayları, ve inip çıkan statü ve duyguları tekrardan yaşamaya döner. Dördüncü Bölümde gördüğümüz grup hayatının banal acıları ve hazları, sonu gelmez bir şekilde yalnızken gözden geçirilir.
Elle tutulmaz şeylerin bu kendi başına yapılan akıl yormasının dışa dönük sonucu, sosyal ilişkilerde çatlaklar yaratan ya da yaratılmış çatlakları onaran duygusal arınmadır.
Böyle kendi kendine yapılan akıl yürütmelerin içe dönük sonucu ise, Loserler kendilerini dindar değil, maneviyatçı olarak görürler.
Yine de tapınak ya da ikonlar tiyatrolarına katılabilirler, özellikle de bu tiyatrolar kendi içsel tecrübelerini sembolize edecek şekilde estetize edilmişse. Ama önemli hissetmek için sonuç olarak içlerine bakarlar. Yani Loserlere göre, organize dinin sembolde anlamlı ağırbaşlılığı ile, masa tenisi ya da Star Trek dinselliğinin anlamsız absürtlüğü arasında bir fark vardır.
Onların “maneviyatı”, kendilerinden daha büyük bir şeyin bölünemez parçası olmayı arzulamayı dışavurur. Onlar bu arzuyu, kendi özbenliklerini içinde eritecekleri pozitif duygu bütünü havuzları arayarak tatmin ederler.
Yani onların cenneti, uzun bir başarı merdiveni ile ulaşılabilecek bir kahramanlar panteonu değildir. Onun yerine, cennetleri, diğerleri ile paylaştıkları duygusal tecrübelerden çıkarılan bir soyutlamadır. Ateist Loserler buna aidiyet diyor. Teist Loserler buna ilahi olanla bir olmak diyebilir, fakat bu Sociopath gizemcinin anti sosyal kendini yokedişi değildir. O sadece biraz dini öğeler eklenmiş aidiyettir.
Loserlerin, Cluelesslerden daha gelişmiş olduklarına inanmalarının sebebi, “dini”den “manevi”ye olan entelektüel soyutlama kapasiteleri, ve kendi kimliklerini gruplar içinde eritebilme duygusal kapasiteleridir.
Clueless (törensel) ve Loser (manevi) ahlaki hesaplamaları arasındaki bu fark, Dwight’ın geçici müdürlüğünde çalışanlara kağıt üretimi üzerine ders verdiği The Job isimli bölümde yerinde bir abartı ile gösterilmiştir:
Dwight: Güzel! Şimdi yağışı konuşalım. Stanley! Yağmur oluştuğunda, genellikle sıvı olarak mı, katı olarak mı yoksa gaz olarak mı yağar?
Stanley: Sıvı.
Dwight: Çok güzel! Bir Schrute Doları kazandın.
Stanley: İstemiyorum.
Dwight: O zaman senden 50 Schrute Doları kesiyorum!
Stanley: 100 olsun.
Dwight: Nasıl - Schrute Doları kazanmak istemiyor musun?
Stanley: Hayır. Aslına bakarsan, eğer benimle bir daha hiç konuşmazsan sana bir milyon Stanley Senti veririm.
Dwight: Stanley Senti ile Schrute Doları arasındaki oran ne?
Stanley: Tek boynuzlu at ile cin cüce arasındaki oranla aynı.
Dwight: Tamam…
Bu tarz fasa fiso hesaplardansa, Loserlerin arınma arayışı, belirsiz duygusal tecrübelerin birbirleriyle dengelenmesi ve sıfırlanması ile olur. Mesela bir ihanet sebebiyle oluşan öfke, sembolik bir tövbe eylemi ile yatıştırılır ve ahlaki evrenin duygusal dengesi ve algıdaki göreceli statü yeniden sağlanmış olur.
Fakat sosyal davranışlarda doğası gereği duygular, maddi şeylere göre ağır basar. Yüzünüze aşağılayıcı bir şekilde 100 dolar fırlatılması sizi incitir. Kibarca 10 dolar verilmesi iyi hissettirir. Loser aklı, öngörülebilir bir şekilde, ilk eylemi küçümseyici görür ve intikam peşine düşerler, fakat ikinci eylemi iyi olarak değerlendirir ve kendilerini borçlu hissederler.
Geçen sefer The Office’ten bir örnek görmüştük. Satış komisyonları bölümünde gördük ki, satışçı olmayan kadro için, satışçıların komisyonlarını paylaşmak ile kendileri için bir teşekkür partisi hazırlanması duygusal olarak eşit şeylerdir. İkisi de duygusal çatlakları onarır, fakat biri satışçıları çok daha kazançlı kılar.
Bir Rahip Olarak Sociopath
Bu çatlaklar ve ittifaklarla dolu değişken Loser dünyasını yaratan şey işte bu garip bir şekilde eksik matematiktir. Daha eksiksiz bir matematik ile hareket eden Sociopathlar, bu dünyayı böl-ve-yönet mekanizmaları vasıtasıyla manipüle etmektedirler. Sonuç olarak da Loserler, kayıpları için birbirlerini suçlar, topluca duygusal arınma ararlar, ve maddi ödüller ve kayıpların muhasebesini düzgün bir şekilde tutmayı başaramazlar.
Bu stratejinin başarılı olması için Loserlerin, manevi olmayan defterlere çok yakından bakmamaları sağlanmalıdır. İşte bu yüzden böl-ve-yönet, Loserlerle uğraşmak için en etkili yöntemdir. Çünkü böl-ve-yönet mekanizması doğal bir şekilde duygusal drama yaratır ve Loserler manipüle edildiklerinin farkına varamayacak şekilde bu drama ile meşgul olurlar.
Sociopathlar bu süreci, ihanet durumlarına yaptıkları katkıları gerekli ya da kaçınılmaz olarak göstererek desteklerler. Aynı zamanda, gelişmekte olan olayların duygusal dokusuna katkıda bulunmaktan dikkatle kaçınırlar. Çünkü aksi takdirde, duygusal hesaplara onlar da katılacağı için, olaydaki rolleri açığa çıkabilir.
Bu çok önemli bir noktadır. Bu, Sociopathlığın düşük reaksiyon etkisinin pratik sebebidir.
Tiyatral yetenekleri olan Sociopathlar için, başka olağan dışı etkileri de mümkündür. “İlahi Öfke” (Jan), “cazibeli ama sert ihtiyar” (Jo Bennett) ve “öngörülemez yarı tanrı” (Robert California) bunlara örnektir. Bu çerçeveleme etkileri, nötr düşük reaksiyonlu etkilerle ulaşılamayacak yollar ile, doğrudan katılım olmadan sonuçlara şekil vermek için tasarlanmıştır.
Loser/Clueless süreçlerine görünürdeki her türlü katılım (David Wallace’ın ofisteki bağış mezatına katılımı, ya da Jo’nun Michael’ı Florida’ya, kendisini ziyaret etmeye davet etmesi gibi), kesin surette göstermeliktir ve karşı tarafın ciddiye almasını isteyerek yapılmaz (Tabi Michael bunu anlamaz ve daveti kabul eder, ve bu noktada Jo kendisini tersler).
Bu olağan dışı kişilikler, yakından müdahil olmadan, Loserlerin duygusal hesaplarında dönüp duran net duygusal enerjiye ekleme yaparak, ya da ondan bir şeyler eksilterek çalışır. Sociopathlar temelde, becerilerine bağlı olarak basit ya da karmaşık yollarla, Loser hayatlarının duygusal sınır koşullarını yaratırlar.
Loser maneviyatı tiyatrosunda, Sociopath sadece görünürde kaçınılmaz olan ve maddi sonuçlar doğuran olaylar, ve katılımcı olmadıkları duygusal sınır koşulları eklemelidirler.
Yani Losere göre Sociopath, etkin bir biçimde, rahipsel bir ilahi ama zoraki aracılık modu, yanında da katılımcı olunmayan bir duygusal güç sunar. Bu, Sociopathları, Loserlere günahları için arınma sunan bir konuma getirir.
Bu, şu şekilde olur. Loserlerin kendi aralarında çözemediği her türlü duygu, işlenmemiş, kişisel negatif duygular olarak kalır. Loserlerin tanrıları pozitif duygular olduğundan, bu işlenmemiş negatif duygular günah olarak görülür. Etraflarına bakıp, Sociopathlarda, güvenilir iyileştirici duygusal kapital kaynağı bulurlar.
Yani her böl-ve-yönet ihanetinde, sosyal düzeni yöneten Sociopathları suçlayacaklarına, onlara arınma ve duygusal tedavi için yönelirler. Suçluluk, Loserlerin bazen kendi başlarına çözemediği bir duygudur. Çünkü o bazen, sade insanlarda olmayan, ama Loser hayatlarının resmi parasının rezerv bankacıları olan rahiplerde olan seviyede bir affedicilik gerektirir.
Ama Cluelesslere yapılan ihanetlerde olduğu gibi, ihanet anı, Sociopatha önceden tasarlanmamış bir tehlike doğurur. Bu, özellikle de Sociopathın rahipsel karakterini bozan bir hata yapması durumunda olur.
Loserler, genelde kişiselden ziyade toplu olarak ihanete uğrarlar. Ancak bir Sociopath bir seferde tek başına yaratılır. Tehlike, bir Loserin, bir böl-ve-yönet hamlesi esnasında, aracısız gerçekliğe ufak bir bakış atıp, suçu doğru bir şekilde yöneltip, arınma aramaktan ziyade, rakip bir Sociopatha dönüşme ihtimalidir.
Sosyal düzenin ölçümlenemez tarafının farkına varmak olan Clueless masumiyet kaybının aksine, Loser uyanışı, paylaşılan duygusal tecrübenin, hayatın merkezindeki sosyal gerçeklik olduğuna dair inancın kaybolmasıdır (Başka bir deyişle, dünyanın sevgiyle dönmediğinin ve ihtiyacınız olan tek şeyin o olmadığının farkına varmak).
Yeni doğmuş Sociopath, grubun toplu hareket arzusunun aracısı haline bile gelebilir, ve aynı anda hem aydınlanma hem güç sahibi olabilir. Ancak Clueless aydınlanması gibi bu da genelde Sociopathlar için, anlık rekabet tehtidine rağmen, hoş karşılanan bir gelişmedir. Yeni enerji her zaman hoş karşılanır. Bir çete ile uzlaşılamaz. Bir Sociopathın lideri olduğu bir birlikle uzlaşılabilir.
Ve yine Cluelesslerde olduğu gibi, aydınlanma desteklenebilir ancak tasarlanamaz.
Çıkarma Yoluyla Anlam ve Güç
Küçük akıllar insanları, orta akıllar olayları, büyük akıllar fikirleri tartışır. Jamesci yalnızlıkta, Sociopathların akıllarında fikirler çarpışır. Loserlerin ve Cluelesslerin dünyalarında tasarladıkları yaratıcı yıkım, kendi akıllarındaki yaratıcı yıkımdan yansıtılır.
Bu süreç güç yaratır, fakat anlamı, özellikle de sosyal gerçekliklerin anlamlarını yok eder. Sonuç artan içsel boşluk ve dışsal güç olur.
Sociopathın Cluelesse kahramanı, Losere rahibi oynamasını sağlayan da bu boşluktur. Hatırlarsanızi Sociopathlar, ekledikleri şeylerden ziyade çıkardıkları şeyler aracılığıyla diğerleri için anlam yaratırlar. Bu komplo teoricilerinin anlamadığı bir şeydir: sahte gerçeklikler yaratmak çok zordur. Ama gerçekliğin eksiltmeci basitleştiriciliği çok daha kolaydır ve aynı miktarda güç kazandırır.
Cluelesslere sundukları kişilik ile, insanın zayıflığını ve mükemmel olmayışı fikrini çıkartırlar. Bunu yapmak için onlara, kendilerini özdeşleştirebilecekleri ve umutsuzca ulaşmaya çalışacakları hayali bir ideal ve kahramansı bir mükemmeliyet sunarlar.
Loserlere sundukları kişilik ile, bütün katılımcı duyguları çıkartarak, kendilerini toplumdan kopmuş rahiplere dönüştürürler, ve gizli cömert gerçekliklerden mesajlar ve duygusal kapital hediyeleri getirirler.
İki durumda da, Sociopathın rolü, sahneden bilgi çıkarma ile belirlenir: kendi kişilikleri ve iç yaşamları ile ilgili bilgiler, ve belirli durumlar ve maddi gerçeklikler ile ilgili bilgiler.
Cluelesslerin de Loserlerin de ahlaki hesaplarının eksik olması, çıkartılan şeyin ne olduğunu fark etmemelerini sağladığı için faydalıdır.
Cluelessler, sonlu, sayılabilir ve dışsal olmayan hiçbir şeyi işleyemez. Onlar yalnızca ölçülebilir şeyleri işleyebilirler.
Loserler, güçlü duygular ya da çözülmemiş kişisel negatif duygular içeren hiçbir şeyin maddi yönünü işleyemez. Maddi, duygusaldan ayırt edilemediği durumda - yoğun finansal pazarlıklar birincil bir örnektir - gerçekliği hiç işleyemezler.
Cluelesslerin ve Loserlerin işleyemediğini, Sociopathlar sahneden çıkarır. Geriye kalan şey, aracısız, sansürlenmemiş gerçeklikten daha basit olmanın erdeminin daha anlamlı kıldığı bir şeydir. Clueless ve Loserlerin gözünde Sociopathlar yalnızca onların nasıl başa çıkacaklarını bilmedikleri gürültüyü ortadan kaldırmaktadır.
Cluelessler ölçülebilir şeyleri işleyebilirler, o zaman onlara ölçülebilir bir dünya sunulur.
Loserler, duygusal değerin tek değer olduğu bir dünyayı işleyebilirler, o zaman onlara duygusal değere gebe bir dünya sunulur.
Bu da şu anlama gelir, Sociopathların gücü, sahneden çıkardıkları şeylerden gelir: ölçülemez, duygusal olarak yüklü olan ve muhtemelen sonsuz derecede karmaşık maddi gerçeklikler.
Başka bir deyişle gücün ham maddesi.
Bu çıakrılmış gerçeklikler üzerinden Sociopathlar, diğerleri adına aracılık yaparlar. Onlar gücü elde etmezler. Güç onlara verilir.
Güç Okuryazarlığı
Cluelessler ve Loserler için bu sonlu ve ölçülebilir gerçeklikler oluşturma işi sonsuza kadar tekrar edilebilir. Eğer birinci katman, ahlaksızlar tarafından yönetilen ahlak tiyatrosu ise,  başka tiyatrolar da başka iç rahatlatıcı sosyal gerçeklikler içerir. Eğer bu kulağınıza oyunlaştırma gibi geliyorsa, gerçekten öyle olduğu içindir.
Bu katmanlar arasında, Sociopath dünyasını keşfetmeden ilerlemek de mümkündür. Loser ve Cluelessler, ahlaksızlık fikri gibi sosyal gerçekliklerin belli parçalarını keşfedip çözümleyebilirler. Bu onları otomatik olarak Sociopath yapmaz.
Sociopathlık, sosyal gerçekliğin yüzünden bir maskeyi söküp atmakla ilgili değildir. Sociopathlık sosyal gerçekliklerin olmadığını fark etmekle ilgilidir. Sadece maskeler olduğunu. Sosyal gerçeklikler, insan olma durumunun, bizim gerçekliklerimizi evrenin gerçekliğinden ayrı tutan özel bir tarafı olduğuna inanmaya meyilli insanlar için uydurulmuş, artan bir şekilde karmaşık ve özelleşmiş kurgular hiyerarşisidir.
Sociopathlar için, kuarklardan galaksilere kadar herşeyi yöneten tek bir gerçeklik vardır. Ve bu gerçekliğin içinde insanın özel bir yeri yoktur. İnsanın özel statüsüne dayanan her fikir - adalet, hakkaniyet, eşitlik, yetenek gibi - çelişen kanıtların sahneden çıkarılmasıyla, cilalamayla ve maskelemeyle yaratılan bir aracılı gerçeklikler tiyatrosunun ham maddesidir.
Maske burada, çıkarma ile yaratılan her sosyal gerçeklik için doğru bir ifadedir, çünkü yerleşik halkın ihtiyaç duyduğu şey, insan dışı gerçeklikler için insana benzer bir aracı görüntüsüdür. İnsan dışı evreni insanlaştırarak, insanı özel yaparız.
Adalete inanan insanları kontrol etmek için gerekli olan tek şey, dünyanın temel olarak adil bir yer olmadığına dair kanıtları ortadan kaldırmaktır, ve onu bir ahiret hesabı ya da emeklilik fantezisi gibi bir adalet prensibi ile düzgünce maskelemektir.
Sosyal geçeklik maskelerini yırtıp onların arkasına geçmek, Sociopath için nihayetinde rutin bir beceri haline gelir: oyun tasarımı. Birkaç kere yaptığınız zaman, doğuştan sahipmişsiniz gibi bir hale gelir, bir çeşit güç okuryazarlığı. Sosyal gerçekliğin kurgularını oluşturan işlemlerle ilgili bir kavrayış, ve bu işlemler ile çekişme konusunda artan bir beceri.
Fakat bu beceriyi kazanmanın bir bedeli vardır.
Gerçeklik Şoku
Bir sosyal gerçeklik katmanı delindiğinde ve diğerlerinin gerçekliklerini manipüle etme amaçlı kullanılmaya başlandığında, otomatik olarak değersizleşir. Cluelessler için madalyalar ve sıralama şemaları yaratmak için, onları basit ıvır zıvırlar olarak görmeniz gerekir. Statü arayışını bir kontrol mekanizmasına dönüştürmek için, statüyü değersizleştirmeniz gerekir.
Bir şeyi değersizleştirmek, onun taşıdığı her anlamı yersiz olarak değerlendirmenizi gerektirir. Tanrıların maskeleri metaforumuza göre, bir maskeyi yırtıp kendi yüzünüze taktığınızda, o maskenin temsil ettiği şey, artık daha az değerlidir. Yani Sociopathın yolculuğu temelde nihilist bir yolculuktur.
Bu hikayedeki doruk nokta, sosyal gerçeklikleri manipüle etme becerisinin bilinçdışı olmaya başladığı andır.
Birden bire, bütün sosyal gerçekliklerin, doğal, bölünmemiş gerçekliğin belli bir tarafını inkar ederek yaratılan kurgusal anlamlara dayandığı görülür. Gerçeklik insanların ihtiyaçları etrafında dönmez.
Maske yırtma işleminin kendisi, son sosyal gerçeklik tiyatrosunun, en azından sosyal gerçeklikleri manipüle etme eyleminin anlamlı göründüğü bir tiyatronun içinde bir eylem olarak görülür. İyi ve kötü davranışlarla oyun tasarımı.
Bu ilüzyonu kaybetmek Sociopath için tamamıyla bir perspektif girdabı anıdır: en eski ve korkunç tanrı ile yüz yüze gelir: namevcut tanrı. O anda, Sociopath, bütün sosyal gerçekliklerin yok olmasıyla, duygusal olarak korkunç bir içsel boşluk hisseder. Altta bir yüz olmayan, bir yığın dolusu maske vardır. Sadece kuarklar falan vardır (Higgs bozonuna “tanrı” parçacığı dememiz ilginç; maske arayışımız gerçekten umutsuzca).
Bu gerçeklik şokudur: insanların özel bir yerinin olmadığı sadece tek bir gerçekliğin olmasının duygusal tecrübesi. David Wallace’ı tamamen aydınlanmış Sociopathlığın son sınırından öteye gönderen işte bu şoktur. Tüm o manipülatif oyuntasarımcı otoritesi tiyatrosu kendi etrafına çökmüştür.
Bu an viseraldir, entelektüel değildir. Yine insan durumunun “var olan herşek bu kadar” şeklindeki çiğ fizikselliğini entelektüel olarak anlayabilmek mümkündür. Bu aynı şey değildir.
İşte bu yüzden, Robert California, Andy Bernard ve ünvan gaspçısı Nelly Bertram arasındaki güç çekişmesinden kopmasını anlatırken, kimse onun neyden bahsettiğini anlamaz:


That is why, when Robert California explains his detachment from the power struggle between Andy Bernard and usurper Nelly Bertram, nobody really gets what he is talking about:
“Bütün yaşam sekstir, ve seks rekabettir, ve bu oyunda kural yoktur. Amerika’daki her ofisten sorumlu olan bir adam vardır. O adam Charles Darwin’dir.”
Darwinizm burada sadece tecrübe edilen gerçekliğin bir motifidir, onun bir açıklaması değil. Bu bir Sociopathın kendi durumunu diğerlerine bizim zamanımızın kategorileri ile anlatmasıdır. Bin yıl önce, uyanmış bir Sociopath, aynı fikir için yüzlerce dini motiften birini kullanabilirdi: tanrının namevcutluğu, görünür sosyal gerçekliklerin altında daha derin anlamların olmayışı.
Bu yüzden namevcut tanrı  ibaresi ateizmden daha doğrudur. Sociopath felsefesinin tutarı olması için tanrının var olmadığını var saymak gerekmemektedir (tabi bu Occam’ın Usturasına uygun olan seçenek olur). Sadece başka bir yerde ilahi olarak meşgul olması ve bizim küçük evrenimizde namevcut olması yeterlidir.
Nihai ebeveynin sadece uzakta olması yeterlidir. Bu Sociopathların oynamaları için yeterlidir. Bu yüzden tarihteki bazı en büyük Sociopathlar aslında samimi bir şekilde dindardı (mesela Rockefeller kendini adamış bir Baptistti).
Sociopath için gerçeklik şoku gerçekten bir şoktur. Jan o şoktan hiçbir zaman iyileşemedi. Ryan o şokla karşılaşacak kadar ileri gitmedi. The Office’te yalnızca üç karakter bu şoku yaşadı: David Wallace, Robert California ve Toby.
Şoku atlatmak, içsel olarak namevcut tanrının saf dehşetini işlemek, sonra da birden, durumun temsil ettiği derin özgürlüğe uyanmaktır.
Free as in Speech, Free as in Lunch
Sociopath, gerçeklik şokunu atlatıp, hayatını nihai bir ebeveynsel otoritenin mevcut olmayışı ve tüm sosyal gerçekliklerin kurgusal olması durumuna göre şekillendirdikten sonra, sınırsız bir ihtimaller ve güç hissi yaşar.
Anne ve baba burada değil. Her şey mümknü, ve ne yapsam yanıma kalır. Her türlü saçmalığı uydurabilirim ve küçük kardeşlerim bunu yer.
Bu tip bir özgürlük hissini ben şu şekilde açıklamayı tercih ediyorum: ifade özgürlüğündeki gibi özgür, bedava yemekteki gibi sorumsuz.  
İfade özgürlüğündeki gibi özgür, Sociopathın diğerleri için sosyal gerçeklikler tasarlamasındaki sınırsız yaratıcı özgürlüğü tanımlar. El üstünde tutulan insani değerler, onun boya kutusudur.
Bedava yemekteki gibi sorumsuz, Sociopathın, Loserler ve Cluelessler tarafından, onların sosyal düzenlere olan inancı vasıtası ile kendisine verdikleri aracılık pozisyonunu icra ederkenki mesuliyetsizliğini tanımlar. Masaya gelen hesaptan sorumlu değildir.
Sociopath olmayanlar, özgür bir Sociopathın doğasını zayıf bir şekilde anlarlar ve kendi kategorileri ile tanımlamaya çalışırlar: “manevi zarar” ve “aracı problemi” gibi. Onlar belli belirsiz bir şekilde, kendilerine sunulan gerçekliklerin saçmalık olduğunu hissederler: things said by people who are not lying so much as indifferent to whether or not they are telling the truth. Sociopathın ifade özgürlüğü, saçmalama özgürlüğüdür: onlar kelimenin tam anlamıyla palavra sanatçılarıdır.
Sociopath olmayanların fark edemedikleri şey, bunların yalnızca güç piramidinin tepelerindeki küçük kısımlarda rastlanan (Lance Armstrong’un yarış takımı gibi), ve olmadıklarında aslında bir şekilde anlamlı olacak olan bir sosyal düzende görülen, garip ve alışılmadık çevresel durumlar olmadığıdır.
Bu evrenin olağan durumudur. Evren manevi zararın olduğu bir yerdir. Alışılmadık çevresel koşulların olduğu küçük kısımlar aslında Sociopath olmayanların yaşadığı kurgusal gerçekliklerdir. Sociopath olmayanların hayat görüşlerinin figür-zemin tersine dönmesi, bize Sociopathların olağan bakış açısını verir.
Sociopath olmayanlar, Jack Nicholson’ın doğru bir şekilde öne sürdüğü gibi, gerçekle başa çıkamazlar. Namevcut bir tanrı gerçeği ile. Sosyal gerçekliklerin, onları yaratmayı seçenlerin tuvali olduğu gerçeği. Değerlerin, denetlenmeyen Sociopathların ceplerindeki boya kalemleri olduğu gerçeğini. Var olan şeylerin büyük resminde, insanların merkezde olmayışı gerçeğini.
Bu gerçekler anlaşıldığında, içselleştirildiğinde ve dünyayı görmenin olağan yolları olduğunda, yaratıcı yıkım sadece özgür yaşamın eylemi haline gelir, ilahi olarak emredilen bir zorunluluk ya da ilkel bir dürtü değil. Yaratıcı yıkım, bir tasarım değildir, tasarımların olmayışıdır. Sociopathların özgürlüğü, insan dışı hayvanlarınki ile aynı tip bir özgürlüktür. Bunu adi olarak görenler, yalnızca Sociopathlara kendileri için adi olmayan bir kurgu yaratma fırsatı doğurmuş olurlar.
Bu tip özgürlük koşulları altında yaşanan Sociopath hayatları, Sociopath olmayanlar için akıl almazdır. Onlar da, Sociopathları doğanın kuvvetleri haline getiren gizli sosyal gerçeklikler olduğunu hayal ederler.
Bu, Sociopath olmayanların nihai hayal kurma eylemidir: Sociopathların erişimsiz dünyasını, münasip tahmin olarak yürütülmüş sosyal gerçeklikler ile doldurmak. Sociopath hayatlarını kendilerine gizemli, gizli sosyal düzenler ile yönetiliyormuş gibi açıklayabilmek için kullandıkları kurgular.
Yani Sociopath tanrı-kahraman-rahipler hayal edilen tüm evrenlere yerleşirler. Ve bu evrenlerden, bazen çok özel bir tip Sociopath düşer. Ne kahramanı ne de toplumdan kopmuş rahibi oynamayan bir Sociopath. Sociopath olmayanların duygusal gerçekliklerine katılmak için kendini yırtan, ama başarısız olan biri. Masumları koruyan, ve uykusundan uyananların tekrar inancı bulmasını sağlamaya çalışan biri.
Nihayet Toby’yi açıklamaya hazırız.
Bir Mesihin Doğumu
Gerçeklik şokunu atlatanların çoğu, basitçe  hayatlarını ve Sociopath olmayanlara karşı olan kalıcı yabancılaşmalarını kabul ederler. Ona sahip olmayanlara açıklayamadıkları bir özgürlük seviyesine yükselmişlerdir. Yarattıkları gerçekliklerde yaşayanlara karşı küçümseyici ile hafif müsamahakar arası bir tutuma sahiptirler. Aldırışsızlık, olağan orta nokta tavırdır.
Başka bir deyişle, çoğu Sociopath, özgürlüklerini yaratıcı bir şekilde uygulmayı ve onun tadını çıkarmayı öğrenirler.
Bazıları özgürce başka Sociopathları taklit eder. Diğerleri daha hayalperest yollar yaratırlar. Ahlak, sosyal değerlere saygı duymaktan ziyade, temel eğilimleri ifade etmenin bir yolu haline gelir. Nezaket ya da zorbalık, özgürce ifade edilir. İnsanların acı çekmesinden eğlenenler, güçlerini buna sebep olmak için kullanır. Mutluluk tiyatroları izlemeyi sevenler, toplumdan kopmuş cömertlik ile bunu yaratırlar.
Ama özgürlük aynı zamanda korkutucu bir durum olabilir. Bir şey yerine başka bir şey yapmak için hiçbir belirli sebep yoktur. Sabit motivasyonlar yoktur. Başarısızlıklar için suçlanacak kimse yoktur, başarı için dışarıdan gelebilecek anlamlı hiçbir onay yoktur. Eğer fizik müsade ediyorsa, yapabilirsiniz. Sonuçlar, siz onların ne anlama gelmesini istiyorsanız o anlama gelirler.
Yani bazıları için özgürlük, bir güç kaynağı değil, bir yük haline gelir. Önceden yazılmış amaçlar ve roller olmayan bir hayat, bir ifade tuvali olarak görülmekten ziyade, katlanılmaz bir anlamsızlık olarak gelir. Her eylemin özgür seçim olduğunun içsel bilinci, birinin yalnızca kendini sorumlu tutabileceğinin bilinci, suçu atabilecek hiçbir yerin olmayışı ve arınma arayabileceğiniz hiçbir yerin olmayışı, birinin keşke bilmiyor olsaydım diyeceği bir şey olur.
Sosyal gerçekliklerin yok olması, geriye yalnızca, fevkalade nihilist bir davranış olan bilimsel sorgu yoluyla titizlilikle çözümlenmesi gereken üstü kapalı maddi evreni bırakır. Fakat çözümlenen gerçekliklere değer biçen ve anlamlandıran bir sosyal düzen olmadığında, bu sorgu kıymetsiz bir uğraş olarak görülür. Bir dinozor fosili, Higgs bozonundan daha mı anlamlıdır? Bu anlamsız bir sorudur.
Kazanılan özgürlük, kaybedilen cennete dönüşür: sonlu gerçeklikler, aracılı anlamlar ve rahatlatıcı bir sosyal düzen cenneti.
Yani bazı Sociopathlar özgürlüğü reddeder ve tekrar insanlığa katılmaya yeltenir.
Ve başarısız olurlar.
Öğrenilen bir şey unutulamaz. Sociopathlığın kırmızı hapının etkilerini tersine çevirmenin hiçbir yolu yoktur.
Dolayısıyla, böyle Sociopathlar, kendilerini adamış Mesihlere dönüşürler, Cluelesslerin masumiyetini korurlar, Loserlerin inancını tazelerler, Sociopath güçlerini, birileri farkında olmadan geçmesin diye cennetin çıkışlarını korumak için kullanırlar. Aydınlanmış yeni Sociopathları hoş karşılayan, özgürlükleri ile barış içinde olan Sociopathların aksine, Mesihler onları cennetlerine geri yollarlar.
Toplu Loser duygularına umutsuzca katılmaya çalışırlar. Ama gerçeği bildikleri için bu tecrübe onlar için boştur. Dolayısıyla tüm çabalarına rağmen, pozitif ya da negatif içerik eklemektense, duygusal içerik eksiltirler. Sosyal kara deliklere dönüşürler.
Michael bunu içgüdüsel olarak anlar. Onun Toby’ye karşı olan nefreti, tüm davranışları içindeki en mantıklı olanıdır.
Fakat henüz cenneti kaybetmemiş olanlar için cenneti koruyan kurtarıcı Sociopath da nihai olarak insandır. Tüm çabalarına rağmen nihayetinde çıkışları koruma konusunda başarısız olmak zorundadır. İşte bu yüzden Toby’nin ofisinde yığınlar dolusu işlenmemiş Loser şikayeti bulunmaktadır. Anlamsız arınma sunan rahibe teslim edilmiş kurtarılamaz duygusal senetler.
Sonunda Toby’nin hikayesini biliyoruz. İlahiyat fakültesinden atılmış teist bir Sociopath. Costa Rica’ya huzur bulmak için giden, fakat bir zip-lining kazasında çarmıha gerilen aciz bir mesih. Yeniden doğar ve cenneti koruma konusunda başarısız olmaya devam edeceği Dunder-Mifflin’e mutsuz bir şekilde geri döner.
Onun hikayesi, acıklı bir şekilde kendi namevcut tanrısına, boş bir kilisede haykırmasıyla biter:
Bana karşı neden bu kadar ACIMASIZSIN?

Hiçliğin Kesinliği
İşte buradayız, 30000 kelimenin üzerindeki uzun yolculuğumuzun sonundayız. Loser ve Cluelesslerin dünyalarını ziyaret edip onların dillerini öğrendik. Cluelesslerin durdurumuş gelişmesi ve Loserlerin borsası üzerine kafa yorduk. Kurumsal günahların  Turaysa-ben-kazanırım-yazıysa-sen-kaybedersin dünyası hakkında konuştuk.
We şimdi de namevcut bir tanrının, bu günahları işleyen ve sonuçlarına diğerlerinin katlanmasına sebep olan özgür, denetimsiz çocuklarının dünyasını turladık.
Sonunda, The Office’e göre insan olma durumu hakkında kafa yorar halde kaldık. İnsanın yolculuğu, tanrılar tarafından tasarlanmış yaratıcı bir ilerleme midir? Yoksa namevcut bir tanrının denetimsiz ve kayıtsız özgür çocukları tarafından yaratılan sosyal bedeller birikimi midir?
Elimizde hiç nihai bir cevap var mı? Bir şey öğrendik mi?
Aramızda Casus Var’ın son sahnesi ile kapatmaktan daha iyisini yapamam.
Filmin konusu olan muazzam siyasi keşmekeş çözüldükten ve geriye bir yığın ceset ve mahvolmuş kariyer bıraktıktan sonra, J.K Simmons tarafından canlandırılan bıkkın bir CIA memuru, bir astı ile durum değerlendirmesi yapar:
CIA Amiri: Ne öğrendik Palmer?
Palmer: Bilmiyorum efendim.
CIA Amiri: Ben de bilmiyorum amına koyayım. Sanırım bunu bir daha yapmamayı öğrendik.
Palmer: Evet efendim.
CIA Amiri: Ne yaptığımızı bilyorsam siksinler.
Palmer: Evet efendim. Bu.. açıklaması zor.
CIA Amiri: Vay amına koyayım.
Teşekkürler Office hayranları, muhteşemdiniz. Bu seriyi yazmak, hayatımdaki en anlamsız, fakat aynı zamanda da en tatminkar girişimdi.
Büyük bir memnuniyetle açıklıyorum ki, bunu bir daha yapmamak dışında hiçbir şey öğrenmedim.
Dizinin finali bu akşam, iyi seyirler. Yazı dizisinin bir e-kitap versiyonu yakında size dayatılacaktır.