Ana içeriğe atla

Bölüm I

Gervais Prensibi, ya da “The Office”e göre Ofis

Komşum beni The Office’le tanıştırdığında sene 2005’ti. O zamandan beri, hem İngiliz, hem de Amerikan versiyonlarının her bölümünü izledim. Diziyi obsesife bağlayarak izledim çünkü onu bu denli etkili yapan ve Office Space ve Dilbert gibi benzerlerinin bu kadar üstüne çıkaran etkeni anlayamıyordum.

Şimdiye kadar böyle geldi geçti. Şimdi, dört yılın ardından, sonunda diziyi çözdüm. The Office sadece alt seviyeli homurtukların varoluşsal çaresizliğini anlık yatıştırmaya odaklı alaysı yaklaşımlı esprilerden ibaret rastgele bir dizi değil. Kitaplıktaki “iş hayatı” kitaplarının %83.8’ini tahrif eden, bir işletme teorisi gerçeklemesi bu dizi. Teori, Hugh MacLeod’un bilindik karikatürüyle başlıyor, Şirket Hiyerarşisi (aşağıda) ve bunun temel taşı da, Peter Prensibi ve onun halefi Dilbert Prensibi’nin ayağını kaydıran Gervais Prensibi. Çiziktirmeler dışında, Gervais Prensibi’yle tutarlı, büyük ve kayda değer çalışmalar sadece The Organization Man ve Images of Organization.


hughMcLeodCompanyHierarchy

Prensibe ve benim The Office yorumuma geçmeden evvel birazcık zemin sağlamam gerekiyor – bunun karikatürlere dayalı bir nakarattan ibaret olduğunu düşünmeyesiniz diye. Tüm bu makaleyi dizinin Amerikan versiyonuna dayandırarak yazıyorum; her ne kadar orijinal olan İngiliz versiyonunun daha tatminkar bir kasvetli hali olsa da Amerikan versiyonu tam kıvamına ulaşabilmiş halde. Aklınızda bulundurmanız gereken bir husus da, bunun tamamen The Office’in işletme biliminin yorumu olduğudur; sanattaki gerçeklik. Edebiyat/sanat eleştirmenleri gerçekten anlamış gibi görünmüyor. Komedi ve sanat unsurlarına değinecek yorumlarda bulunacağım, ancak çalışma temelde diziyle açığa vurulan gerçekler hakkında olacak ve bunların devamı da Dwight’ımsı bir ciddiyetle getirilecek.

Whyte Okulu’ndan Gervais Prensibi’ne

Hugh MacLeod'un karikatürü, organizasyonların aslında hastalıklardan muzdarip olmadığı, doğası itibariyle hastalıklı yapılar olduğu savına dayanan, alışılanın dışında bir yönetim ekolünün mükemmel bir sembolüdür. İdealleştirilmiş organizasyonlar mükemmel değildir. Kelimenin tam anlamıyla hastalıklıdır. İşletme literatürünün büyük kısmı, devamlı, organizasyon teorilerini tamamıyla uygulamaktan geçen bir ‘ideal’e ulaşmaya uğraşmaktan ibaret olsa da, bu okul - ki adına Whyte Okulu diyeceğim - kaosu önlemeye yetecek kadar uğraşı sağladıktan sonra durulması gerektiğini tavsiye ediyor. Bu korkunç olabilir, ancak aynı demokrasi gibi, elden gelenin en iyisi budur.

Sociopath (kapitalize) katman Darvinci/Protestan Etikli güç istemi içinde olan ve bir organizasyonu kendine rağmen yürüten tiplerden oluşmaktadır. Clueless katmanı, Whyte’ın deyişiyle “Organizasyon Adamı”dır, ancak orta katmanda ikamet eden bu ilkörnekler, Whyte kitabını yazdığından beri bir hayli evrildi (ellilerin ortasından bu yana). Loserlar, sosyal anlamda Loser (‘havalı’nın zıttı) olmamakla birlikte, kötü ekonomik anlaşmaya varmış olanlardır - düzenli maaş için kapitalist uğraşıdan vazgeçenler. Bu bağlantıyı kafamdan uydurmuyorum. Organization Man’den şu pasajı dikkate alalım:

“Tüm organizasyon adamları arasından, gerçek yönetici, Organizasyon’dan en çok şüphe edendir. Karakterini bağlayan tek bir şey varsa, o da kendi kaderini kontrol etmeye duyduğu azılı tutkusudur, ki derinden derine, her ne kadar kıskaçları kadifeden olsa da, bu kontrolü Organizasyon’a teslim etmeye gücenir… O domine etmek isteyendir, domine edilmek değil… Orta-yönetimin büyük çoğunluğu Organizasyon’un gerçek inananları olabilir... Ancak en yetkin olanlara bu avuntu nasip olmaz.“

O zamanlar, Whyte acayip pesimistti. Sociopathlarla (kendisi, organizasyonu kendine rağmen etkili kılan bu insanlara karşı takdir duyuyordu) orta-yönetim Organizasyon Adamı’nın  (OA) dominasyon mücadelesinde, OA’nın kazandığına dair izler gördü. Kendisi yanılıyordu, ancak düşündüğünüz sebepten değil. Sociopathlar OA’yı yendi ve onları Clueless haline getirdi; ancak bunu organizasyonu reforme ederek değil, ekonomide meta-kültürel bir Darvinizm yaratarak başardı: sık iş değişikliği, birleşmeler, şirket alımları, işten çıkarmalar, afetsel yeniden yapılanmalar, dışarıdan tedarik, affetmeyen girişim ekosistemleri ve yabani kurumsal akınlarla. Bu korkutucu Titanlar meta-dünyasında, Organizasyon Adamı oluverdi Clueless Adam. Bugün, bir organizasyon çok kırılgan, bürokratik ve gerçeklerden bağını koparmış haldeyse, bunun sebebi reforme olmasından ziyade öldürülmüş, liğme liğme edilmiş ve işkence görmüş olmasındandır. Sonucu ise, şirketin modern, yaratıcı-yıkıcı yaşam döngüsü, MacLeod Yaşam Döngüsü’dür.


compLifeCycle

Bir fikir sahibi Sociopath, sadece bu döngüyü başlatmaya yetecek kadar Loseri işe alır. Şirket büyüdükçe, kontrolden çıkmış bir patlama değil de kontrollü reaksiyon gerçekleşmesi için araya Clueless katmanı gerekmektedir. Eninde sonunda, ‘değer’ yeterli dönüşü sağlayamamaya başlayınca, hem Sociopath, hem de Loser çıkışlarını yapar ve böylece Clueless domine etmeye başlar. Sonunda, ince kabuk içine çöker ve meta-şirket mantığıyla, geriye kalan ‘değer’ler bir Sociopath tarafından geri dönüşüme sokulur.


MacLeod’un Loser katmanı beni uzun bir süre şaşkına çevirdi, çünkü yorumumu kültürel seviyede yapıyordum: “Loser” (ezik) diye çağıracağınız biri olarak. Bazısı o anlamda da Loser olsa da, öncelikli olarak ekonomik anlamda Loser kimselerdir: çeşitli sebepler dolayısıyla, kötü bir ekonomik anlaşmaya varmış (varmaya zorlanmış) kişiler. Kısa vadeli ekonomik stabilite için uzun vadeli ekonomik özgürlük potansiyelinden vazgeçmişlerdir (kapitalist olarak). Kısacası maaş karşılığında özgürlüklerini takas etmişlerdir. Aslında üreten, ancak asla üretiminin değer karşılığını (bunu belirleyenler de ciddi ahlaki tehlikede bulunan Sociopathlardır) almayanlardır. Hayatlarını mortgage’a bağlarlar ve paraları tükenmeden ölmeyi ümit ederler. İşin iyisi, Loserlerin daha sonra da değineceğimiz iki çıkış türü vardır: Sociopath haline gelmek veya beklenen-performansta çalışan haline gelmek. Cluelesslık kaderindeki Loserlerin bir seçeneği yoktur.


MacLeod’un yaşam döngüsüne göre, bu üç katmanı aynı şekilde, organizasyona giriş ve çıkış zamanlarına göre de ayrıştırabiliriz. Sociopathlar isteğine göre giriş ve çıkış yapar; herhangi bir seviyeden, tepeye giden yolda her şeyi göze alırlar. Organizasyonun can suyu zamanında yaratıcılığa ortaklıkla, orta zamanlarında sinir hastası bir liderlikle, sonraki zamanlarında da soğuk kanlılıkla birleşmeler, işe alımlar, işten çıkarmalar gibi, diğerlerinin çok korktuğu veya icra etmeye çok merhametli kalacağı kararları alabilirler. Kendileri aynı zamanda, kim olduğundan bağımsızca, doğumda genç bir fikri sömürmeye, olgunlukta iyi bir fikri, kaynakları bir diğerine yoğunlaştırmak için öldürmeye ve ömrü tükenmiş bir diğer fikri de, hasat et-çıkış yap pazarlama stratejileri doğrultusunda sağmaya eğilimli insanlardır.


Loserler hayatları konusunda kendilerini iyi hissetmeyi severler. Onlar güç isteminde değil, mutluluk arayışındadırlar ve giriş-çıkışlarını ekonomideki meta-Darvinci trendlerle ölçülü şekilde gerçekleştirirler. Şirkete sadakatleri Sociopathlarınkinden bir gıdım bile fazla değildir. Onların sadakati yalnızca şahıslaradır ve mümkünse işten alınabilecek tatmine, değilse de seyrüsefer yapmaya bağlılıkları vardır.


Cluelessler -Sociopathların ve Loserlerin aksine- ekonomide serbestçe gezinme yetkinliğinden yoksundurlar ve şirkete karşı huysuz, inatçı bir sadakat kurarlar; günden güne olanlar şirketin kendilerine sadık olmadığını apaçık ortaya koyuyor olsa bile. Kendilerini idame ettirmek için, şirkete dair idealleştirilmiş kavramlar üzerine ayrıntıyla donatılmış hulyalar kurgulama becerileri sergilemelildirler - o şirketler ki bahsettiğimiz gibi, o denli bozulmuş kurumlardır. Direnemeyecekleri kuvvetlerce süzülüp çıkarılmadıkça, Sociopathlar ve Loserlar gittikten çok sonra bile, oldukları yerde olabildiğince çakılı kalırlar (Douglas Adams’ın gezegenimizin kirli tarihinde, insanlık, içinde Cluelesslar dolu bir uzay mekiğinin sinsi planlar içindeki Sociopathlar tarafından dünyaya gönderilmesi sonucu olduğu verilir). Sandal amaçsızca açık denizlere doğru sürüklendiği zaman, tamamıyla yok olmaya en büyük aday onlardır.


Bu da bizi ana fikrimize getiriyor. Hem piramidin, hem de yaşam döngüsünün nasıl canlandırıldığına. Bu dinamikler Newton’ın Organizasyonlar Kanunu’na göre yönetilir: Gervais Prensibi.


Gervais Prensibi ve Sonuçları


Gervais Prensibi şudur:
Sociopathlar, kendi çıkarları doğrultusunda, üstün-performans gösteren Loserleri kasten orta yönetime terfi ettirir, düşük-performans gösteren Loserleri Sociopathlığa yetiştirir ve ortalama beklenen-performans-eforlu Loserleri de kendiliğinden uzaklaşmaya bırakırlar.


Gervais Prensibi, ancak yüzeysel olarak benzediği Peter Prensibi’nden farklılaşmıştır. Peter Prensibi, herkesin kendi yetersizlik seviyesiyle orantılı terfi aldığını ileri sürer. Bu, gelecekteki terfilerin geçmişteki performansa dayalı olduğu varsayımına dayanmaktadır. Peter Prensibi basitçe, yöneticilerin o denli aptal olmadığı gerçeği yüzünden ve yükseldikçe daralan bir piramitte o kadar yer olmadığından dolayı hatalıdır. Yöneticiler, bir terfi adayı olmanın gerektirdiklerinin farkındadırlar. Dolayısıyla, birini yetkinliklerinin ötesinde bir pozisyona çıkarıyorlarsa -hem de böylesi fırsatların kıtlığında- iyi bir sebepleri olmalıdır.


Scott Adams, Peter Prensibi’nde başka bir pürüz görerek, Dilbert Prensibi’ni öne sürdü: şirketler, en az yetkin kimseleri, sebep olabilecekleri zararı sınırlandırmak için, sistematik bir şekilde orta yönetime terfi ettirme eğilimindedirler. Bu da, kelimenin tam anlamıyla yanlış. Gervais Prensibi bunun tam zıttını öngörür: en yetkin kimseler orta yönetime terfi ettirilir. Michael Scott Clueless bir orta seviyeli yönetici olmadan önce yıldız bir satışçıydı. En az yetkinler (ancak hepsi değil -belli başlı, ışığa çıkarılmış az yetkinler) orta yönetime değil, hızlı adımlarla üst yönetime terfi ettirilir. Sociopath seviyesine.


Ola ki meraktaysanız, ışığa çıkarılmamış düşük-performanslılar kovulur.


Müsaadenizle prensibin mantığını ve çıkarımlarını diziden örneklerle aktarayım.


Cluelessin Kariyeri


Üçüncü sezonda, Dunder-Mifflin yöneticileri Stamford ve Scranton şubelerini birleştirip, Scranton’ın çoğunluğunu, Michael Scott da dahil olmak üzere, işten çıkarmaya karar verirler. Mevkidaşı, yeniden yapılanmanın başına gelmesi planlanan Sociopath Stamford şube müdürü Josh, fırsatçılığını konuşturarak, rakip firmadan gelen bir teklifi, kendi şirketinin eli kulağındaki terfisine tercih ederek şirketini darmadağın halde bırakır gider. Bu döküntüyle ilgilenmek zorunda kalan Dunder-Mifflin yöneticileri, gülünç derecede planı değiştirir ve mantıksızlaşmış olsa da, Stamford’ı Scranton’a katarak Michael’ı başa geçirme yoluna gider. Yöneticiler David Wallace ve Jan Levinson-Gould, Michael’ın su katılmamış yetersizliğinin tamamıyla farkındadır. Hesap kitapları ortadadır: birleşmiş şubeleri Michael’a verme kararıyla kısa vadedeki başarıyı üstlenmek ve uzun vadede doğabilecek sonuçların cefasını çekme riskini bertaraf etmeye yetecek miktarda zaman kazanmak.


Bu dram karşısında Jim’in sözü oldukça açıklayıcıdır. Michael’la eski Sociopath patronu Josh’ı kafasında kıyaslarken, “Michael hakkında ne derseniz deyin, o böyle bir şeyi asla yapmazdı” der; Michael’ın, kendisine asla aynı karşılığı vermeyecek olan şirketine duyduğu hayalcilikle süslü sadakatine ışık tutan bir açıklamadır. Buradan çıkarak, Michael’ın bölge müdürlüğüne terfisinin de Sociopathlar elinden çıkma, benzeri bir soğuk kanlı hesap kitap üzerine gerçekleştiğini rahatça varsayabiliriz.


Peki düşük-performanslı Loserları terfi ettirmek neden mantıklı? En basit sebebi, eğer Loser seviyesinde üstün performans gösteriyorsan, geri zekalı olduğun ortadadır. Zaten kötü bir anlaşma yapmışsındır, bir de üzerine gereğinden üstün bir değer dönüşü sağlayarak, anlaşmanı olduğundan da kötü hale getiriyorsundur. Daha yüksek para veya güç için pazarlığa oturarak kendi değerini bildiğini hızlıca göstermediğin müddetçe, kendini sömürüye açık, Clueless bir Loser olarak işaretlemiş olursun. Bir noktada, Darryl, zam almak için avlanırken, şoke olarak istediği zam sonucunda alacağı maaşın, Michael’ın aldığı maaştan fazla olacağını öğrenir. Michael 14 yıldır daha iyi bir anlaşma için pazarlık etmemiştir. Darryl -Sociopath eğilimlere sahip bir minimum-eforlu Loser- bu şansı kaçırmaz. Michael’a verdiği gazla ve koçlukla onu kendi zammını istemeye ikna eder, ki kendi zammını alabilsin.


Kötü anlaşmalara doğru sürüklenen Loser, Clueless olmaya mahkum edilir. Bu yüzden terfi edilirler: Clueless birer pençe olarak orta yönetimdeki değerleri, alt seviyede direkt üretici olduklarındakinden, yani mantık bağı kopmuş Loserlerinkinden, daha fazladır. Altta, üstün-performanslıların ancak iz miktarda bir değer katması öngörülebilir. Orta seviyedeyse Sociopathlar tarafından, yeniden yapılanma gibi yüksek riskli entrikaların sonuçlarından kaçmak adına kullanılabilir.


Sociopathın Kariyeri


Prensibin “düşük-performanslıyı hızlandır” kısmına örnek, stajyer Ryan. Kendisini çabuk bir şekilde test edip, hızlıca yetkin bir satışçı olmadığını öğrenir ve kabullenir. Ancak kendisi hırs, dürtü, cesaret sahibi ve tepeye giden yolda prensip yoksunu, doğma büyüme bir pragmatisttir. Dolayısıyla, satışta iyileşmeye zaman harcamak yerine, bekle-izle-yakala modunda bir fırsatçı haline gelir. Ancak kendini kenara alacak biri değildir; angajedir, deneysel bir yolla fırsatının oltaya gelmesini beklemektedir. Onunla ortalama bir kenara alınmış Loser arasındaki fark kariyerinin ilk basamaklarındaki bir zamanda parlakça sahnelenir. Depoda, grup olarak kamyona yükleme yapmaları gereken bir sırada, sıralanarak daha verimli çalışabilecekleri yönde bir öneride bulunur. Minimum-eforlu Loser Stanley, soğukça “Bu durum bir ‘saatini doldur’ durumu” der ve teklifi reddeder. Bu cümle Stanley’nin tüm hayatına uyarlanabilir bir cümledir.


Stanley’nin cevabı hem zekasına hem de şirketteki Loser kimliğine dair öz farkındalığının berraklığına göstergedir. Böylelikle kendini korumacı ve minimum-eforlu seyrüsefer içgüdüsü karışımı bir tutumu vardır. Aynısı, üstün-performanslılar (Dwight ve Andy -ve satışçı kariyerindeki Michael) dışındaki Loser katmanının diğer tüm insanları için de geçerlidir.


Geleceğin Sociopathı alt katmanda bir düşük-performanslı olmalıdır. Ortalama bir Loser gibi, yaptığı anlaşmanın kötü olduğunu biliyordur. Ancak riskten kaçınan Loserlerin aksine, içinde bulunduğu kötü duruma ayak uydurup idare etme yanlısı değildir. Onun sade idare etmek gibi bir niyeti yoktur. Hızlıca -birtakım deneme yanılmalar sonucu - Loser oyununun kazananı olmanın uğraşmaya değer olmadığını fark eder. Ciddi şekilde düşük-performansa çekilerek yolunu bulup da yukarıya sıçramaya uygun ortamı yakalamak için gerekli enerjiyi açığa çıkarır. Düşük performansın sürdürülebilir olmadığını bilir, ancak her hâlükârda ömür boyu Loser olmaya hiç de niyeti yoktur. Yetersizliğinden ötürü kovulmadan önce yukarıya yapacağı sıçrayışın yolunu bulmanın hesaplanmış riskini almıştır.


Ryan’ın karakteri bu yolu ışıl ışıl ortaya koymaktadır. Michael’ın patronu ve dominant aşkı Jan’in psikozlu çöküşü sırasında, onun da patronu, über Sociopath David Wallace’ın, işin hayra alamet olduğuna dair bir düşüncesi yoktur. Bir başka yara bandı hamlesiyle, Michael’ı Jan’in yerini doldurması için mülakata çağırır. Ancak ofisin geri kalanı Michael’ın mülakata gideceğini öğrenince (Michael’ın bölge müdürlüğüne atayacağı kişiyi Survivor’vari bir yarışmayla belirlemeye çalıştığı, beklendiği üzere de, sadece Dwight’ın ciddiye aldığı, yarışma sırasında), gerçek Sociopathlar harekete geçer. Jim ve Sociopath sevgilisi Karen anında David’i arayıp aynı pozisyon için aday olarak değerlendirilmek istediklerini iletirler. Bilmedikleri ise, dünün stajyeri bugünün çaylağı Ryan da aynı fırsatı kovalamaktadır. Sonuç ise çarpıcıdır: Ryan işi alır, Michael kaybeder, Karen Utica şubesinin başına geçer ve Jim - henüz içindeki Sociopathı kucaklamamış- de Scranton’a döner. Sonradan öğreniyoruz ki, Gervais Prensibi’nin de öngörebileceği üzere, David Wallace pozisyon için aslında Michael’ı geçiciden öte bir aday olarak değerlendirmemiştir. Çok sonraları, Jan’in işten haksız çıkarılma davası sırasında, ortaya çıkar ki Michael asla ciddi bir aday olmamıştır.


Loserin Kariyeri


Loserin kariyeri anlaması en kolay olandır. Kötü bir anlaşma içerisinde olup, Sociopath ya da Clueless çizgileri taşımamakla, kötü durumdan olabilecek en iyiyi elde etmelidir. Olabilecek en mantıklı hareket gevşekleşme ve gerekenin minimumunu karşılamaktır. Daha fazlası, Cluelesslik demektir. Daha azı, kendi kendine koyulan ‘ya yukarı - ya dışarı’ yüksek eforlu Sociopath entrikalarını gerektirir. Böylece Loser - sandığınız anlamda Loser değil- cefasını çeker, fazlasını istemez ve hayatındaki anlamı başka yerlerde arar. Stanley için bulmacalarıdır. Angela için renksiz, Martha Stewart’ımsı dindar bir hayattır. Kevin için rock grubudur. Kelly için beyinsiz, pop-kültürel oyalanmalardır. Pam’in ressamlık hırsıdır. Meredith alkolik kevaşedir. Oscar’ın ironik gay karakteri ve entelektüel duruşudur. Deli saçması Creed, soyutluk keşmekeşinde bayrak sallayandır (tüm Loserlerin arasında o, kafadan kontaklığıyla bir numaradır).


Eğer bariz Clueless’ları, Dwight ve Andy’yi kenara alırsak, geriye dizinin en ilginç iki karakteri kalıyor: Sociopath olacak mı olmayacak mı belli olmayan Jim ve ilginç kişilik Toby. Toby enteresan bir vakadır - entelektüel olarak bir Sociopath, ancak aktif bir Sociopath olmaya yeterli enerjiden ve hırstan mahrum. Bu ikisi hakkında dahasını sonra ele alacağız.


MacLeod Hiyerarşisinin Ortaya Çıkışı


Kulağa aşağılıkça gelse de, MacLeod hiyerarşisinin ve yaşam döngüsünün kaçınılmazlığını düşündüğümüzde olay aslında oldukça verimlidir. Sociopathlar bilir ki, bir şirketin hayatta kalmasını sağlamanın yolu, üretici Loserlarla lider Sociopathlar arasındaki yoğun kimyayı, arayı dolgu niyetine oldukça fazla Cluelessla doldurarak işin riskini yatıştırarak, temizlemekten geçer. O Cluelesslar olmadan, şirket, bir reaktör gibi düzgün güç akışı sağlamak yerine bir nükleer bomba gibi patlar. Diğer yandan, soğukkanlılıkla oturup hesap yapan kimseler olmadan da iş piyasada hayatta kalamaz. Ortalama performanslı, çoğunlukla bağını koparmış Loserlar azalan marjda karlılık sağlayabilse de, sürdürülebilir performans veya büyüme sağlayamaz. Bunun için emin adımlı bir Sociopath temini gerekmektedir ve ona basamakları yavaşça tırmandırırken zaman harcayamazsınız, hele bir de standart terfi kanalları öncelikle Cluelessları olmaları gereken pozisyonlara getirmek üzere tasarlanmışken. Sociopath işi yürütmek üzere olabildiğince serbest bırakılmalıdır; resmi bir unvana sahip olsa da olmasa da.


Böylelikle Ryan ta tepeye süzülür ve kendinden bekleneni gerçekleştirir - çevrim içi satış kanalı operasyonu kurarak, cüretkar stratejik bir kumara öncülük eder. Her büyük stratejik hamlede olabileceği gibi, bu operasyonun da riskleri ve başarısızlıkları vardır. Böylece de öğreniyoruz ki Ryan bir Sociopath olarak hala yeterince deneyimli değildir. Enron’un yolundan gider, başarısızlıktan kaçınmak için muhasebe kalemleriyle oynamaya teşebbüs eder, yakalanır ve tutuklanır. David Wallace gibi gerçek usta bir Sociopath, ufukta görünen bu faka basışı görürdü; Michael’ı, olayı devralsın diye terfi ettirirdi (kendisi de bariz şekilde, bu yeni yalandan unvanı karşısında, yaklaşan felaketi göremeyecek kadar onore olurdu) ve kaçınılmaz başarısızlığın suçunu üstlenmesine göz yumardı. Tamamıyla meşru ve verimli.


Bir Ruh Hapishanesi olarak Organizasyon


Bu da bizi Gervais Prensibi’yle tutarlı bir diğer esaslı işletme kitabına, Images of Organization’a, Gareth Morgan’ın metaforlar eşliğinde organizasyonları anlamamıza olanak sağladığı şaheserine getiriyor. Kitaptaki 8 sistematik metafor arasından, konumuzla en ilgili olanı organizasyona dair yapılan bir ruh hapishanesi metaforu. Buradaki imge, Eflatun’un mağara kinayesinden türetmedir. Kısacası insanları, dünyanın nasıl işlediğini anlayanlar (Sociopathlar ve özünün farkındaki kaytarık Loserler) ve anlamayanlar (üstün-performanslı Loserler ve ortadaki Cluelessler) olarak ikiye ayırır diye belirtmek yeterlidir. İşte burası Gervais’in çığır açtığı noktadır; başlıca, kendisi bir sanatçı olduğundan, Clueless olmanın öznel deneyimiyle ilgilenmektedir (genelde sitkomlar Loserler hakkındadır). Bilindik bir Sociopath için, birini Clueless diye yaftalamak ve manipüle etmek yeterlidir. Gervais’in yaratmayı becerdiği şey Cluelesssın oldukça ikna edici portresi, gerçek iş değeri taşıyan bir sanat çalışmasıdır.


Böylece Michael Scott’ın (ve David Brent’in) kariyerine nihai açıklama getirilir: Açıkça ortada olan, kendisinden beklenmemiş ve daha incelenmemiş başarısını açıklamak zorunda bırakıldığı bir pozisyona yerleştirilmiştir. Başarısızlığı açıklaması kolaydır. Rastgele başarıyı ise daha zordur. Hatırlatırım, pasif birer pençe olarak terfisinin asıl sebebi, ya Sociopathın hareketlerinin doğurduğu riskten kaçınmasına olanak sağlamaktır, ya da Sociopathın yükselişini hızlandırmaya yol açmaktır. İlginç bir bilişsel uyumsuzluk eşliğinde takdimi gerçekleşir: Sözüm ona daha büyük bir güce ulaştırılmış olmak, ancak gerçekte asıl gücün yollarından güvenli bir şekilde uzaklaştırılmış olmak. Yanlış anlatılar kurmak veya apaçık bir fırsatı tepmek ikilisinden birini seçmek zorundadır.


Clueless bu uyumsuzluğu, organizasyonun gerçekliğine inanmayı seçerek çözümlendirir. Pek kimse bu seviyelerde kuşkuyu askıya almaya muktedir değildir. Hem Ricky Gervais (David Brent), hem de Steve Carell (Michael Scott) parlakça biçim verilmiş karakterleri mükemmelce oynar. Delüzyonlarının kapasitesinin en gözle görülür yanı hiçbir şekilde orijinal düşünce geliştirme yeteneklerinin olmayışıdır. Filmlerden, şarkılardan alıntılar yapar, çok kötü taklitler yaparlar (bir keresinde Michael, bu delüzyona delaleten “You talking to me?” alıntısını yapar ve referans olarak “Raging Bull, Al Pacino” der). Söylemek istediği her ne ise, el yordamıyla ararcasına iş hayatına ait bir cümleyi arar, yetkinsizliğini ayan beyan gösterircesine kullanır. Michael konuşurken, adeta bir çocuk gibi, Jan ve David Wallace gibi Sociopathların kullandığı pürüzsüz Güç Dilini kopyalamaya çalışır. Sociopathların Güç Dilini kodlu bir dil olarak, hem Cluelessların delüzyonlarını sürdürmekte, hem de kendi aralarındaki iletişimde kullandıkları gerçeğinden bihaberdir.


Michael’ın delüzyonlarını ayakta tutanlar sadece Sociopathlar değildir. Kenara-alınmış Loserlar da hakeza, bazen kibarlıktan, bazen de  şahsi çıkardan ötürü bunu yaparlar. Özellikle verilebilecek bir örnekte, Oscar, yaklaşan “Dundies” ödül törenini (Michael’ın delüzyonlarına diğerlerince destek kirişleri atan sahici bir anıt) “Dundies aynı bir çocuğun doğum günü partisi gibidir. Gidersiniz, sizlik pek bir şey de yoktur, ancak çocuk çok güzel vakit geçirmektedir, e siz de… Siz de orada olursunuz. Bu…. bunun gibi bir şeydir” şeklinde açıklar.


Ancak Michael tam olarak bir kukla değildir. İnkar katmanları altına gömülü, oldukça duru bir öz farkındalığı; umutsuz, güçsüz bir hayatıyla, kendisi, diyelim Dwight’a göre, bir nebze daha farkında bir kişiliktir. Onun davranış şekli, başkalarından "sözde takdir alma” oyununu çılgınca ve çaresizce kendi çıkarına hizmet edecek şekilde manipüle etmektir.  Bunun bir kısmı olanak sağlayanların rızasının da olduğunu bildiğindendir. Aynı deneyimli birer doğaçlamacı komedyenler gibi, belli sınırlar dahilinde, ofisin geri kalanı da Michael Tiyatrosu antlaşmasının kurallarına biat etmektedir (harika bir meta-yorumlama içeren bir bölümde, Michael’ın gerçek doğaçlama sınıfında imkanları zorlayacak kadar alt seviyelerde kötü performansıyla her skeçi mahvedişini izliyoruz).


Ancak Michael’ın büyük anlatısının devamlılığı, sabit ve yorucu bir iş gerektirmektedir. Başkalarından gördüğü en ufak bir takdiri dahi şişirip, kendi senaryosuna hizmet edecek şekilde yedirmesi gerekmektedir. Zayıf bir anında, Jim derin bir güvene kapılıp sırrını paylaştığında, Michael o kadar heyecana kapılır ki, hemencecik kafasında durumu derin hayali bir arkadaşlığa çevirip, sonunda da sapkınlaşıp Jim’in saç stilini kopyalamaya kadar gider. Diğer yandan da imajına darbe vurabilecek tüm olasılıkları aşırı şekilde baskılamaktadır. Onunki osuruktan değil, fısırıktan nem kapmaya varmış bir durumdur. Psikotik bir aceleyle, gerçeklik gizli kapaklı odalara hapsedilmiş, fakat bunu yapmak için de, bir o kadar aceleyle gerçekliği arayıp bulması gerekmiştir. Böylece de, Jim (kariyerinin ilk gerçek Sociopath hamlesiyle) yolunu bulup da David Wallace’la terfisini içeren özel bir görüşme ayarlamayı becerdiğinde, Michael ne yapıp ne edip toplantıya dahil olmaya çalışmıştır. Kibarca reddedildiğinde ise, rolleri 180 derece değiştirip sanki kendisi çok meşgulmüş de toplantıya giremiyormuş rolüne bürünmüştür. Ancak yine de, peynir tabağı görünümlü bir Truva atı sayesinde gizlice odaya girer.


Michael’ı Cluelesslığa terfi noktasında bu kadar mükemmel bir aday yapan işte tam olarak da yarı yarıya da farkında olarak, bu delüzyonların tiyatrosunu sürdürme kabiliyetidir. Dwight’ın ilginç olma sebebi ise Michael’ın bozuk meta-bilişsel kapasitesi ve diğerlerinin -en azından- destekleyebileceği yarı-inanılır senaryolar sunma becerisinden yoksun oluşudur. Dwight, Cluelesslıkta terfi alacak seviyede yetenekli değildir.


Dahası?


Muhakkak. Daha yüzeyini yeni tırmalıyoruz. Dwight, Jim ve Toby’nin her biri komple birer deneme hak ediyor. Michael ve Ryan da öyle muhtemelen, buradaki çiziktirmelerime ek olarak. Başka prensipler, önsavlar ve muhtelif teorik kurgular da var. Ancak biraz bekletme yapacağım. Belki de bu blogun takipçileri arasında düşündüğüm kadar da The Office izleyicisi yoktur. Devamını istiyorsanız siz bana söyleyin.


Bir noktayla bitireceğim: Gervais hem edebiyatta, hem de ekonomide Nobel Ödülü hak ediyor.